“Hayattan alacağın muradı keşfetmeli insan.
Hayattan murad almak başka, hayatı mutlak murad olarak yaşamak başkadır. İlki denge, ikincisi sapma... İlki nimetin kıymetini bilmek, ikincisi nimetin ilahlaştırılmasıdır. "Murad almak" burada dünyayı yutmak değil; dünyadan nasibini edep, şükür ve denge içinde almaktır.
Hayattan murad almak, insanın önüne gelen her arzunun peşine düşmesi değildir. Daha çok, kendisine verilmiş olan ömrün içindeki meşru sevinçleri, helal yakınlıkları, bedene ve ruha iyi gelen güzellikleri fark ederek yaşamasıdır. Bir sofradan tat almak, sevdiğin insanla konuşmak, iyi bir yürüyüş yapmak, güzel bir manzaraya bakmak, emek verdiğin bir işi hakkıyla yapmak, dinlenmek, sevmek, sevilmek, öğrenmek, üretmek, şükretmek... Bunların hepsi muradın parçaları olabilir. Çünkü İslami bakışta nimet, insanı suçlu hissettirmek için değil; insana emanet edildiğini hatırlatmak için vardır. Ölümün getirdiği anlam hayatın insana emanet edildiği bilincini de yükselten bir şey...” (s.25)
“Benim gözümde muradın üç katmanı var:
Birinci katman, bedenin muradı. İnsanın dinlenmesi, yemesi, nefes alması, yürümesi, sevişmesi, bedensel iyilik hâli.
İkinci katman, gönlün muradı. Sevilmek, yakınlık kurmak, ait hissetmek, merhamet görmek, güven bulmak, mutmain olmak.
Üçüncü katman, ruhun muradı. Anlam, yön, kulluk, şükür, teslimiyet, iç huzur.”