Edebiyatsız Medeniyet olmaz

Manşet 4. Sayı — Ekim 2026

Nazım Hikmet...

Nazım Hikmet...


Nazım Hikmet’in Piraye’ye İhanetinden Daha Büyük Saygısızlığı



Karı koca arasında ihanetten daha büyük saygısızlık ne olabilir?

1906 Bursa doğumlu Hatice Piraye Altınoğlu ile 1902 Selanik doğumlu Nazım Hikmet 1935 yılında evlendiler. Daha önce Piraye’nin başından bir, Nazım’ın başından da iki evlilik geçmişti. Piraye ilk eşi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu Vedat Örfi ile 1923 yılında evlenip 1932 yılında boşanmıştı. Bu evlilikten Suzan ve Memet Fuat adında iki çocuğu dünyaya gelmişti. Piraye’nin Nazım’la evlenmesi gündeme geldiğinde kayınpederi Mehmet Ali Paşa Suzan’ı bırakmak istemedi. Memet Fuat annesiyle yaşıyordu. Piraye’nin Nazım ile evlenmesiyle birlikte Memet Fuat Nazım’ın hayatındaki kalıcı ve saygın yerini almıştır. Nazım onu kendi çocuğu gibi sevmiş, ona üveylik duygusunu hiç yaşatmamıştır. Öyle ki Piraye ile ayrıldıktan sonra bile oğlum dediği Memet Fuat ile bağını devam ettirmiştir.

Nazım’ın ilk evliliği,  Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri adlı şiirinde anlattığı 1901 İstanbul doğumlu Nüzhet Hanım’ladır. (1922)  Nüzhet Hanım sıska bir kadındı, Nazım ise boylu poslu bir delikanlı. Gövdemdeki Kurt şiirinde ‘’Sen benim minare boyunda çam gövdeme yumuşak beyaz bir kurt gibi girdin, kemirdin.’’ dediği Nüzhet Hanım’dan 1924 yılında ayrılmıştı. Ardından Moskova’da 1926 yılında diş hekimi Lena Yurçenko ile evlenmiş, bu evlilik de iki yıl sürmüştü.

Piraye, Nazım’ın kız kardeşi Samiye’nin arkadaşıydı. Nazım uzunca bir süre Piraye’nin peşinde koştu. Piraye’nin yeni bir evliliğe soğuk bakmasında ikinci çocuğuna hamileyken eşinin kendisini terk etmesi etkili oldu.

Kaçan kovalanır.

Nazım çapındaki bir şairin ısrarına bir kadın ne kadar direnebilir ki! 1935 yılında evlendiler.

Nazım’ın kovuşturmalarla, tutuklamalarla başı dertteydi. Bir paşa torunu, vali çocuğu olduğu halde bir idealin peşinde koşuyor, karşılaştığı zorluklardan yılmıyordu. Kısa aralıklarla cezaevine girip çıkıyordu. 1938 yılında hapse girdi, 12 yıl 7 ay aralıksız hapiste kaldı. Mahkumiyeti boyunca Piraye ile yazıştı, Piraye onunla görüşebilmek için defalarca cezaevine ziyaretine gitti. Nazım en güzel cümleleri, en unutulmaz mısraları onun için yazdı.

Bir konuda hüküm vermek için işin sonunu görmek gerekir. Bu tutkulu aşk Piraye için hiç de beklenmedik şekilde hüsranla bitti. Netice tam bir hezimetti.

Nazım 28yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldığında Piraye’nin kendisini boşayabileceğini söyledi. Ama Piraye Nazım’ı yüzüstü bırakmadı, dimdik yanında durdu. Sadakatinden taviz vermedi. Parasızlık dahil, çok ciddi sıkıntılara düçar olduğu halde Nazım’ı terk etmedi. Eşinin hapisten çıkacağı, birlikte yaşayacağı günlerin hayaliyle hayata tutunmaya çalıştı.

Şarkıda ‘’Hani mutluluktu bu aşkın sonu/ Hani sevecektik bir ömür boyu’’ dense de ayrılık sevdaya dahil edilebiliyor bazen ama ihanet asla. İhanetin haklı gerekçesi yoktur, açıklaması yoktur, zırvası vardır sadece.

“1948 yılının sonlarına doğru af haberlerinin sıklaştığı günlerde Nazım’ın geleni gideni iyice çoğalmıştı. Çıktı çıkacak diye bekleniyordu. Bu arada Nazım Bursa cezaevine kendisini görmeye gelen dayıkızı Münevver Berk’e aşık oldu.”

— Nazım İle Piraye Mektuplar 1, Derleyen: Memet Fuat, Adam Yayınları, 1991, sy: 292

“Bu sırada Münevver Berk evliydi ve bir de çocuğu vardı.”

— a.g.e. sy: 296

Nazım Piraye’ye yazdığı mektupta ‘’İsteseydim Münevver ile ilişkimi sana bildirmez, seninle de evliliğimi devam ettirebilirdim ama bu dürüstlük olmazdı’’ bağlamında şeyler söylüyor ama Piraye’den ayrılmasını Münevver şart koşuyor. Nazım, Münevver için Piraye’den vazgeçiyor.

1943 yılında Bursa Hapishanesi’nden yazdığı mektupta;

“Piraye! Senden arka arkaya olmasa da kısa bir zamanda üç çocuk istiyorum. İkisi kız biri erkek. Buna göre hazırlan şimdiden. Kızlardan biri sarı öteki kızıl saçlı olacak. Erkeğin gözleri mavi, saçları kızıl olacak.”

— a.g.e. sy: 183

Piraye’den değil, Münevver’den 26 Mart 1951 tarihinde  Mehmed Nazım adını verdiği çocuğu oldu.

‘’Bu dünyada senden başka hiçbir ferde borçlu değilim.’’ (a.g.e sy:329) dediği eşine ihanet etmişti. Aile içinde ne yaşandığı dışarıdan bilinememekle birlikte Piraye’nin kayıtlara geçen bir kusuru yoktu. Piraye’nin yaptıkları, Nazım’ın yazdıkları ortadadır. Piraye’nin Nazım’ın ideallerinin hilafına bir yol tuttuğuna dair herhangi bir iddia bulunmamaktadır. Hatta Nazım ‘’Piraye cezaevine ziyaretime gelirken koğuşta 40 kişi isek 40 yumurta getirir, 3 yumurta getirirse onu yemeyeceğimi bilir’’ demektedir.

Bu ihanetin Nazım dahil hiç kimse tarafından kabul edilebilir bir tarafı yoktu.

‘’Şunu bil ki kendi gözümde alçaldığım kadar senin gözünde alçalmama imkan yok. Seni arkadan bıçakladım. Yeryüzünde hiçbir insan benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Ben seni yalnız arkadan bıçaklamış değilim, insanlığımdaki en güzel şeyi de bıçakladım. Beni affet demiyorum, yaptığım işin afla filan alakası olmayacak kadar namussuzca bir iş olduğunu müdrikim.’’ (a.g.e.  sy: 299)

‘’Bütün bunlara rağmen seni arkandan değilse de ansızın bıçakladığımı müdrikim. Fakat aynı bıçağı kendime de sapladım.’’  (a.g.e. sy: 294)

Peki neydi ihanetten daha ağır olan saygısızlık?

“….sonra nasıl oldu bilmiyorum birdenbire bir keşifte bulundum, bu müthiş bir keşifti, bir yandan beni büsbütün kahretti fakat bir yandan da kendime gelmeme yardım eyledi, keşfimi oğluma yazdım. Keşfim şuydu: Sen bana hiçbir zaman aşık olmamıştın… Ben senin için yüzü görülmeden, sesi işitilmeden zor yaşanan insan değildim. Halbuki sen benim için öyleydin… İşte ben bu keşifte bulunduktan sonra kendimi toparlamaya başladım, artık kendimi sana karşı o kadar suçlu görmedim.”

— a.g.e. sy: 307

Nazım’ın, Piraye’nin aşkını inkar etmesi. Bu hükme vardıktan sonra rahatlaması, ihanetini sindirir hale gelmesi. Bunu Piraye’yi suçlayarak yapması: ‘’Senin sevgilin olabilseydim belki kocan olarak da sana ihanet etmezdim. Her ne hal ise bu bahsi geçelim.’’ (a.g.e. sy: 305) İhanet ederken bile hâlâ aşktan bahsedebilmesi.

‘’Seni tanıdıktan sonra yalnız sana âşık oldum, seni boşamaya kalkıştığım zaman dahi sana aşıktım, hala da aşığım ve aşık olarak gebereceğim.’’ (a.g.e. sy: 307)

Nazım’ın yaptığına psikolojide  mantığa büründürme deniyor. Mantığa büründürmede ne kadar başarılı bilemiyorum ama ahlaka büründüremediği ortada. Özrü kabahatinden büyük deyiminin tam yeri.

Sanatçının sanatı yaşayışından ayrı değerlendirilmelidir, şeklinde bir görüş vardır. Yaşayışından yani ahlakından. Bu olacak şey değildir. Sanatçı yaşayışıyla sanatını doğrular, temsil ettiği değerin sağlamasını yapar. Cemal Süreya’nın deyimiyle ‘’Şairin hayatı şiirine dahildir.’’ Herkes, her şey ahlakî değerlendirmenin konusu yapılabilir.  Nazım vefatından kısa süre önce yazdığı Son Otobüs adlı şiirinde: ‘’ İyice yaklaştı bana büyük karanlık / Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık / Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği / Elimi sıkarken sapladığı bıçak’’ demektedir. 

Nazım Hikmet Türk edebiyatının en büyük mimarlarından biridir hiç şüphesiz. Şiirimizde serbest vezin devrimini gerçekleştiren şairdir. Epik şiirin ( Konulu, bir çeşit roman ve tiyatro özellikleri taşıyan şiir türü) en büyük ustasıdır. Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Şeyh Bedreddin Destanı, Taranta Babu’ya Mektuplar ve diğer birçok şiir bu türün zirve örnekleridir. 1961 yılında Doğu Berlin’de yazdığı Otobiyografi şiirinde ‘’ On dördümden beri şairlik ederim.’’ der. Dikkat lütfen, şiir yazarım değil, şairlik ederim. Kaleminden şiir damlayan şair ifadesi Nazım için söylenmiştir.

Nazım Hikmet Türk edebiyatında en çok tartışılan, gündemde kalan şairlerinin başında gelmektedir. Onun hakkında yapılan değerlendirmeleri Cemal Süreya şöyle yorumlamıştır:

“Şimdilerde Nâzım Hikmet’i değerlendiren iki aşırı uç belirmiş bulunuyor: Kimi yazar onu dünyanın en büyük şairi olarak anarken, kimi yazar da sadece siyasal bir bildirinin taşıyıcısı olarak görmek istiyor. Sosyalizme karşı olanlar ise Nâzım Hikmet’in üstünü tamamen çizerken ileri sürdükleri kanıtlar bütünüyle şiir dışı şeylerdir. Bununla birlikte Nâzım Hikmet’i tapılacak bir şair olarak görmeyi istemek de, sanırım, önce gerçekçilik açısından onun anısına hayınlık etmek olacaktır.”

— Nazım Hikmet Seçme Şiirler, derleyen: Ülkü Tamer, Ararat Yayınevi,1974, İstanbul, sy:28-29

Ya Münevver? Münevver konusu bahs-i diğerdir. Ancak şu kadarını söylemekle yetinelim:  Yuva yıkanın yuvası yıkılır. Bu eski töre her zaman hükmünü icra eder.  Ah Münevver! Senin için eşinden vazgeçen bir adam, başka bir kadın için senden neden vazgeçmesindi ki?


Yazar: Uğur Arslan / Haziran 30, 2025, 

SIĞLA Dergisinden alıntı.


Okur Yorumları

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi çekebilir