Cumhuriyet öncesi ve sonrası, Kemalist devrimler adına söylenen yalanlar ve karalamalar; hangi niyetle dile getirilirse getirilsin, en kötü gerçeğin bile gerisinde kalan, en adi ihanetten bile daha sinsice ve haincedir.
Bin yılı aşkın bir süredir Asya ve Avrupa topraklarında yaşayan, Müslüman olarak at koşturan bir milleti, kendi kimliğinden, benliğinden, dininden, dilinden ve medeniyetinden koparıp Haçlı uluslara yamamaya kalkışmak; iyi niyet, samimiyet ve medenilik değil, samimiyetsizliğin en sürüngen ve en dibe vurmuş halidir.
Ulu bir tarihi güdük bir zaman dilimine sıkıştırmak, kadim bir medeniyeti terk edip düşmanına benzetmeye çalışmak; kim tarafından yapılırsa yapılsın, bir millete işlenebilecek en büyük kötülüktür. Osmanlı’ya düşman olmak, onu yok saymak, zihnimizden ve hayatımızdan silmek; ancak Selçuklu ve Osmanlı atalarını inkâr eden haramzadelerin ahlakıdır.
Bir milletin tarihini yerden yere vurmakla o millet yok edilemez. Hak ve hakikatin güneşini söndürmeye kimsenin nefesi yetmez. Ellerindeki güçle onu toprağa gömseler bile, vakti geldiğinde o hakikat, gömenlere başkaldırır ve özgürlüğünü haykırır. Allah’ın öldürmediğini kimse öldüremez.
Buğday nasıl toprağa gömülür de baharda başını gökyüzüne uzatırsa; diri diri gömülen bir millet, medeniyet ve kültür de aynen böyledir. Zamanı geldiğinde kendi surunu üfler, toprak altındaki hücreler dirilir ve kıyama kalkar.
İslam medeniyeti antik Mısır gibi mumyalanmış piramitlerin altında değildir; Yunan ve Roma gibi yıkıntılar arasında antikaya dönüşmemiştir. Yeryüzünde tek bir Müslüman kalıncaya kadar İslam yaşar; dolayısıyla onun medeniyeti de ölmez, öldürülemez, yok edilemez. Onu yok etmek insanlığı yok etmektir; insanı yok etmek ise âlemi yok etmektir.
İslam medeniyeti, ne kadar örtülmeye, gizlenmeye, çağ dışı gösterilmeye çalışılsa da milyarlarca Müslümanın doğumdan ölüme kadar hayatında yaşamaktadır. Müslümanların yüreklerindeki iman, katledile katledile bitirilemez; onlar ölümlerle yeniden doğar, dirilir. Müslüman olmak; ölümü korkutmayan yiğitlerle omuz omuza, gönül gönüle yürümektir.
İslam, insanlık için gönderilmiş bir vahiy medeniyetidir. Onu yok etmeye kalkanlar yokluğa mahkûm olur; onu yaşayanlar ise varlığının sırrına erer. İslam, vahyin aydınlığında ve Sünnetin izinde bir hakikat yolculuğudur. İnsanlığın bu dünyasını ve öte dünyasını aydınlatan tükenmez bir diriliş meşalesi olarak kalacaktır Allah’ın izniyle.
Yalanın ve yalancı sistemlerin ömrü, Hak ve hakikat gelinceye kadardır. Güneş doğduğunda karanlığın izleri nasıl silinir, yarasalar mağaralara nasıl sığınırsa; yalan da hakikatin doğuşuyla aynı akıbete uğrayacaktır.