Ortadoğu, yüzyıllardır Sümer Asur, Fars, Hitit, Mısır Arap ve Türklerin medeniyeti gibi uygarlıkların doğduğu ve yok olduğu, birçok peygamberin ayak izleriyle şereflendiği, kutsandığı bir coğrafyadır. Yüzyıldır bu kadim topraklarda değişmeyen bir gerçek: Oyuncuların değişmesi, sahnenin değişmesi, sınırların değişmesi, devlet isimlerin değişmesi değil; yazılan senaryonun, kuklacıların ve kukla oyununun hep aynı kalmasıdır.
Dün farklı örgütler, farklı liderler ve demokrasi ve özgürlük getirme adına farklı sloganlarla sahaya sürülen aktörler, bugün başka diktatörler ve kullanılmaya müsait isimlerle karşımıza çıkıyor. Sonuç ise hiçbir zaman değişmiyor. Şehirlerimiz yıkılıyor, sınırlarımız kanla çiziliyor, halklar ve çocuklarımız yetim ve öksüz kalıyor, devletler sömürülüyor, insanlar yoksullaştıkça yoksullaşıyor.
Ortadoğu güce tapan ülkelerin adeta büyük bir satranç tahtası olarak kalmaya devam ediyor. Bu satranç tahtasında piyonlar öne sürülüyor, vezirler feda ediliyor, şahlar tehdit edilip gerekirse Mat oluyor. Fakat oyunun sonunda kazananlar ne o ülkenin halkları ne de bölgenin ülkeleri. Kazananlar, çatışmalardan siyasi ve ekonomik çıkar sağlayan güç odakları olarak hiç değişmiyor.
Etnik ve mezhebî ayrılıklar bu oyunun en kullanışlı araçları olarak hala kuklacılar tarafından kullanılıyor. Kardeş kardeşe, komşu komşuya, aynı tarihin ve aynı coğrafyanın insanları birbirine karşı kışkırtılıyor. Böylece barış uzaklaşıyor, istikrar zayıflıyor ve bölge dış müdahalelere daha açık hâle geliyor.
Ortadoğu'nun gerçek zenginliği petrol ve gas kuyularında değil; ortak tarihinde, ortak hafızasında, asırlardır birlikte yaşama tecrübesindeki kardeşlik bağlarındadır.
Bu coğrafyada kuklalar değişse de senaryoyu yazan kuklacılar değişmiyorsa, asıl mesele sahnedeki kukla oyuncuları değildir. Onlar sadece kukla. Asıl sorun; perdenin arkasındaki parmaklarında kuklaları oynatan kuklacılar, onların oyunları, hesabı ve aklıdır.
Müslüman!
Bu coğrafyanın kaderini güçlü devletlerinin yuvarlak masalarında, işgalci ve sömürgecilerin cetvelle çizdiği suni sınırlarda ve haritalarda arama! Sorun ancak; bölge halklarının kendi iradeleri, bilinci ve birliğiyle değişeceği gerçeğidir.
Coğrafyamızdaki ülkelerin ihtiyaç duyduğu şey yeni gerginlikler ve yeni savaşlar değil, uyanmak ve tam bir bağımsızlık için ayağa kalkmak, omurgalı bir duruş sergilemektir.
Uyanan ve kendisine gelen bir toplum, her zaman en karmaşık senaryoları bozabilecek, kendi kimlik ve değerlerine ulaşabilecek bir güce sahiptir.