İnsan için ilk ödev anlamdır. Yaşamın anlamı sorgulamaktır. Sosyal yaşamın çoraklaştığı, insanların sürüler hâlinde yaşamaya başladığı, alışkanlıkların dizginleri eline aldığı, nesnelerin iktidar olduğu, konumların, paranın, gücün İNSAN‘dan önce geldiği, yaşamın hızla aktığı bir bir zaman diliminde sorgulamaları yapmak kolay değil. Bir insan için hayatı kazanmaktan önce anlamlandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum.Hayatı ne için kazanacağımızı bilmez isek bu kazanımlarımız bizim için birer ağır yüke, karmaşaya, absürt olgulara dönüşüyor. Oysa insan saçma ve absürt bir varlık değildir, anlamı olan, anlamlandıran bir varlıktır.
Hiç bir şeyden korkmamalı ve her şeyi anlamaya, anlamlandırmaya çalışmalıyız. Ama burada bir hataya düşmemeliyiz. Anlamlandıramadığımız zaman bu demek değil ki hayat ve insan anlamsız. Her insan teki olarak algıladığımız kadarıyla anlamlandırabilir , kendimiz kadar var olabiliriz.Burada önemli olan bu insani çabayı gütmektir. Sorumluluğumuzda bir insan olarak bu çabayı daim kılmak değil midir? Kul olmakta, yaratılan olmakta bu çabada bulunmaktan başka nedir ki ?
İNSAN OLMAYI iyi anlamalıyız. İnsan tabiatını, gelişimini iyi irdelemeliyiz.Kafamızdaki verilerin sağlıklılık derecesini ölçmeliyiz.Ölçülerimiz yanlış olduğu zaman ölçümlerimizde yanlış oluyor.Eğer zihinsel ve duygusal dünyamızda sağlıklı/ anlamlı verilerimiz yok ise aklımız ve duygularımızda bundan etkileniyor.