“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ, 17/70)
İslam’ın insanı taşımak istediği yer, onurlu yaşam ve izzetli akıbettir. Muhatabına kaliteli karakter ve davranış biçimi kazandırmaktır. İslam’ın güzel ahlâk diye övdüğü kişiliklerin oluşması için kerim olan insana kerim olan ilahi bilgiler ikram edilmiştir.
Sıradan bir bitkinin gelişimini dahi bulunduğu ortam yakından ilgilendirir. Doğasını destekleyen imkânlardan mahrum bitkiler ya kurur ya da zayıf kalır. İnsan da bitki misalidir. Karakterini olumlu yönde şekillendirecek imkânlardan uzaklaştıkça yozlaşmaktan ve ahlâki çöküntüden kurtulamaz.
Hayatın akışında, zamanın getirdiği birçok etkileşime maruz kalınmaktadır. Günümüzde dijital teknolojinin baskısıyla artan etkileşimler, ahlâki sorunları büyütmektedir. İnsanların gündeminde olmayan ve asla ihtiyaç duymayacakları bin bir çeşit konu ve öneri, gönüllü kurbanlarına dayatılmaktadır.
“Nerede eski zamanlar?” diyerek başlayan ahlamaların seviyesi yükselirken yeni tip insan davranışları dayatılmaktadır. Bunları yazarken suçlu aramak yerine her bir okuyucumun kendisini etkileşim tuzağına karşı korumanın yolunu araması muradımdır.
Görünen durum daha da vahimleşerek etkileşimin dozu artacak gibidir. Müminlerin elinde olmayan teknoloji, insanlığa sapkınlığı aşılamak ve insan iradesini gönüllü olarak esir etmek için kullanılmaktadır.
İslam’ın “yüz çevirin” dediği batılın karanlığında kalmaya razı olan iradelerin günden güne nasıl değişiklikler gösterdiği unutulmamalıdır.
Müminler öncelikle kendilerini İslam’ın sınırları içinde korumaya alarak nesil yetiştirmede gereken tedbirleri üretmelidirler. Yarınlar, birçok fırsatın elden gittiği günler olabilir. Bütün kurum ve kuruluşlarıyla İslam’ın mensuplarının birinci derece sorumluluğu, İslam’a aykırı her etkenden korunmaktır. Kötülüğün ısrarına insanlığın onurunu kurban etmemek gerekir. Karanlığın aydınlığa erişmesi için hayatın her alanına salih ameller yaymak gerekir.
Dayatılan birçok akımın sapkınlığı beslemesine fırsat vermemek için fikrî, vicdanî ve irfanî açıdan İslam ile hür nesiller yetiştirmek gerekir.
Rahman Allah, ikram ettiği ayetler ve işaret ettiği gerçekler üzerinden bütün insanlığı korunmaya davet etmektedir. O’nun her bir hükmü yakinen tanınmalı ve hayata taşınmasının yolları oluşturulmalıdır.
İnsanoğlu yaratılış amacını unutunca kendisine başka şeyleri amaç edinir. Edindiği amaçlar uğruna da çalışır. İslam’ın dışında amaç edinilen her ne ise insanı günden güne izzetinden uzaklaştırır. Gün gelir, amaç edindiklerinin başkalarının da amacı olması için emek verir.
İçinde bulunduğumuz toplum, Müslüman üst kimliği ile anılsa da İslam’ın kitabından, Peygamberinden ve öğretilerinden rahatsız olan milyonlarca irade var. İslam’ın tanımladığı sınırlar içinde mümin olmaya razı değilken, üstelik İslam’ın hayata müdahalesine itiraz ederken “Biz de Müslümanız.” diyerek kendini savunan milyonlar var.
Kimin mümin, kimin mümin olmadığı elbette mizanda bilinir. Bütün önerilerimiz, müminlerin vahye uygun hayattan haberdar olmaları içindir. Etkilendikleri şeyleri fark etmeleri ve insan onuruna uygun olmayanları terk etmeleri içindir.
Toplum, bir arada yaşayan insanların oluşturduğu yapılardır. Bir binanın yapısında bulunan bütün malzemelerin iş birliği ne kadar kıymetli ise bir toplumun ilişkileri de o kadar kıymetlidir. Evinin duvarını yıkana, temelinin altını oyana razı olamayan insanlar, toplum birlikteliğine zarar verecek, insan onurunu kirletecek hiçbir etkileşime de razı olmamalıdır.
Kendisi İslam’a göre hayat yaşadığı hâlde nesline İslam’ın ahlâkını aktarmayan baba ve anne büyük hata içindedir. Etkileşim içinde olduğu durumlar yüzünden İslam’dan uzaklaşan, konuşması, giyimi ve dünya beklentileri İslam’ın dışına çıkan müminlerin çocukları ne olacak?
Adı İslam, Muhammet, Ali, Meryem, Fatıma… konulan; kâfirler gibi giyinen, kâfirler gibi düşünen, kâfirler gibi konuşan nesiller ne olacak?
Günahı işlemek için sıraya giren, şans oyunlarında haram paranın çıkması için sırada bekleyen milyonlarca “Müslümanım” diyenlere, “Yaptığınız Allah’ın rızasına uygun değildir.” diyecek kimse olmayacak mı?
Caminin yolunu bilmeyen, ömründe bir kere olsun “Allah ne buyurmuş?” diyerek Kur’an-ı Kerim’i okuma aşkına düşmeyen, iman ettim dediği kitabından habersiz yaşayıp giden kalabalıklara “Böyle olmaz.” demek gerekmez mi?
İnsan, fıtratına uygun olandan vazgeçerse akıl bütünlüğünü kaybeder. Yeryüzünde en önemli buluşu yapsa bile İslam’ı kaybeden, bütün kazanımlarını kaybeder.
İnsan, temas kurduğu değerlerin ve ilgi gösterdiği şeylerin ortalamasıdır. İnsana etki eden birçok etken vardır. Her bir etken, kişilikte zorunlu yönelişler oluşturur. Her yönelişin getirisi, yeni yönelişleri de besler. Harfler heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler de düşünceleri nasıl besliyorsa insanı da etkenler besler.
Çağımız algı çağıdır. Dün kara dediğine bugün ak dedirten iletişim üzerinden kurulan etkileşimler, korkutucu seviyelere ilerlemektedir. Bir toplumun istenilen yöne kaymasını sağlamak için etken alanların Allah’ın rızasına göre doğru düzenlenmesi gerekir. İster dünya işleri ister manevi işler için olsun, düzeni doğru kurulmamış her etken muhatabın değerini düşürür.
Aynı inşaat malzemesinden çok sağlam bina yapmak mümkünken inşaatın oluşumuna etki eden ustanın yanlış temel kurması, malzemeyi olması gereken yerin dışında kullanması çok zayıf bir bina kurulmasına sebep olur. Hangi aklıselim sahibi, sağlam olmayan binayı alır ve över? İnsan, taştan ve topraktan kıyaslanamayacak şekilde daha değerlidir. Onu yıpratacak her şey batıldır.
İnsan, yaşamını şekillendiren etkenlere karşı özenli olmalıdır. Çamura düşen kirlenir. Suya giren ıslanır. Müminler, çağın getirdiği olumsuzluklardan etkilenmem diyemez. Ancak her batılı yok edecek hak vardır. Müminler, Allah’ın bildirdiği ayetlerin etki alanına razı oldukça başka etki alanlarından korunur. Bütün olanlardan ve olacaklardan şüphesiz haberdar olan Allah, bütün çağların insanlarını korumak için İslam’a davet etmektedir.
İnsan her türlü etkiye açıkken müminler, her türlü etkiyi ayetler sayesinde değerlendirir. Günahın insana verdiği hevesin etkisinden helalin mümine vaat ettiği hakikat koruyabilir.
“Sen ona uyma, onlara uyma, yanlış arkadaşlara uyma.” gibi tembihler hayatın her alanında duyulur. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti, yanlış etkenlerden uzak durmaya yönelik işaretlerdir.
İster insani isterse sosyolojik olsun, yanlış yönlendirecek her etkenden uzak durmak, asıl itibarıyla insana ikram edilen değeri korumaktır.
Çoğunluğun sapkınlığı, azınlığın istikametini bozacak güçte değildir. Yeter ki istikamet çizgisinden ayrılık çağrıları reddedilsin. Bin ton teneke, bir kilo altın etmez. Çoğunluğun saltanatı ve sataşması müminleri şüpheye düşürmez.
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurât, 49/13)