Edebiyat ve Medeniyet

Allah’ın Askerleri

Allah’ın Askerleri
3 DK 120 OKUNMA


Akıncı… Türkçede “akmak” fiilinden doğan bu kelime, yalnızca bir isim değil; bir ruh, bir bilinç, bir kimliktir. O, Allah’ın peygamberinin yolunda yürüyen, vahyin ışığında yetişmiş Müslüman bir şahsiyet; hangi millet, hangi renk, hangi sınıf olursa olsun Allah’ın ordusuna katılmış bir neferdir.


Asr-ı Saadet’teki karşılığı “Seriyye”dir: Peygamberimizin bizzat katılmadığı, sahabeden birini komutan tayin ederek gönderdiği mübarek birlikler… Sözlükte “gece yolculuğu” demektir; ama hakikatte imanla yürüyen küçük orduların adı olmuştur.


Kökleri Abbasilerin sınır boylarında düşmana karşı duran yiğitlerine, Ebu Müslim Horasani’nin askerlerine kadar uzanır. Selçuklu’nun kuruluşunda Türkmen boyları sınır muhafızı kılındı; hem hudutlar korundu hem de yeni yurtlar demografik olarak şekillendi. Irak ve Suriye’de görev yapan akıncı beyleri “Atabey” diye anıldı. Selçuklu yıkılınca Osmanlı doğdu; Orhan Bey devrinde Balkanlar fethedildi, sınırların güvenliği için akıncı beyleri tayin edildi. Tekke ve medreselerde yetişen gençler, imanla dolu yürekleriyle bu beylerin sancağı altına koştu. Böylece akıncı, sınır boylarında atlı bir yıldırım gibi dolaşan yiğit savaşçıya dönüştü.

 

Akıncılar emir-komuta zincirine bağlıydı; başıbozuk değil, disiplinliydi. Onlar bulundukları yerde güvenin teminatı, adaletin sesi, barışın kalkanıydı. Günümüzdeki özel harp kuvvetlerine benzerlerdi; meslekleri Allah yolunda mücadele etmek, vatanı ve milleti düşmandan korumaktı. Referansları yalnızca İslam’dı; malıyla, canıyla, varlığıyla ümmetin ve medeniyetin savunucusu oldular.

 

Onların yolu İslam’ın ölçüleriydi. Hedefleri ümmetin dirliği, özgürlüğü, bağımsızlığıydı. Turan, Kızıl Elma, Nizam-ı Âlem… İsimler değişse de öz birdi: Allah’a bağlılık. Kur’an’sız bir yol onlar için yol değil, tuzaktı. Allah’sız bir hedef onlar için menzil değil, şeytani bir oyundu. Akıncı, Allah’ın askeriydi; İslam dışı düzenlerin yanaşması olamazdı.

 

Akıncı, Hz. Muhammed’in örnekliğinde İslam medeniyetinin işçisi, ustası ve mimarıydı. O, yaşayan bir Kur’an olma yolunda yürüyordu. İslam’ı zamana ve mekâna nakşetmek, yeniden inşa etmek onun kutsal görevi idi.

 

Hareketsiz su kokar; hareketsiz toplum çürür. Akıncı, imanıyla ve eylemiyle hareketin timsaliydi. Tembel, korkak, gayesiz insanlardan akıncı çıkmazdı. O, karınca misali hareketin bereketini bilirdi; duran filin değil, yürüyen karıncanın iş başardığını görürdü.

 

Akıncıların misyonu yalnızca bir ülkenin değil; Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Afrika’dan Asya’ya bütün İslam coğrafyasının yükünü taşımaktı. Onlar adsız kahramanlardı. Mücadeleleri yalnızca kılıçla değil; kitapla, kalemle, kelamla da veriliyordu. Küfre, emperyalizme, sömürüye karşı Hakk’ın safında duruyorlardı. Nemrud’a karşı İbrahim, Firavun’a karşı Musa, cahiliyeye karşı Muhammed gibi…

 

Akıncı olmak, bir mum gibi yanarak çevresini aydınlatmaktır. O, şöhret için değil, Allah için savaşır. Bedelini malıyla, canıyla öder; ölse bile dirilişe inanır. Akıncı olmak ve akıncı kalmak, Allah yolunda olmak, özgürlük mücadelesi uğruna meşakkatli bir yolda yürümektir.

 

 

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi Çekebilir