Mavi ve İnci’nin Masalı
Bir varmış, bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, gökyüzünün en berrak sabahında bir bebek dünyaya gelmiş. Gözleri gökyüzü kadar maviymiş; ışıl ışıl, boncuk boncuk bakarmış etrafına. Ailesi bu güzelliğe hayran kalmış ve ona “Mavi” adını vermiş.
Mavi büyüdükçe, evlerinin önündeki nar fidesiyle boy ölçüşür olmuş. Her sabah nar fidesine bakar, “Acaba bugün hangimiz daha uzunuz?” diye gülermiş. Ailesi de bu oyuna katılır, Mavi’nin neşesiyle evleri şenlenirmiş.
Bir de evin neşesi olan bir tekir kedi varmış. Siyah ve beyaz tüyleriyle bahçede koşar, Mavi okuldan döndüğünde onunla oynarmış. Bir gün, kediye isim ararken annesi ocak başında yemek pişiriyormuş. Babası merakla sormuş:
— Hanım, söyle bakalım, ne düşündün?
Annesi gülümseyerek cevap vermiş:
— “İnci” olsun adı.
Mavi ve babası bu ismi çok sevmişler. O akşam sofrada yemekler İnci’nin ismini kutlamak için hazırlanmış. İnci de sofranın etrafında dolaşmış, kendine ayrılan payı afiyetle yemiş.
Bir gün babası Mavi’ye kırmızı, parıl parıl bir paket getirmiş. İçinden mavi renkte, inci tanelerinden yapılmış bir kolye çıkmış. Mavi sevinçle babasına ve annesine sarılmış.
Ama günler sonra kolye kaybolmuş. Mavi çok üzülmüş, İnci’nin oyun çağrılarını bile duymamış. Oysa İnci kolyeyi bulmuştu; bahçedeki nar ağacının kenarına gömmüştü, başka hayvanlar almasın diye.
Bir sabah Mavi uyanmış ve anlamış: Asıl değerli olan kolye değil, yanında olan canlılar, dostları ve ailesiymiş. İnci’nin peşinden nar ağacına gitmiş, birlikte toprağı eşelemişler. Ve işte kolye oradaymış!
O günden sonra Mavi öğrenmiş ki, cansız şeyler kaybolabilir; ama dostluk, sevgi ve sadakat hiçbir zaman kaybolmaz.