Edebiyatsız Medeniyet olmaz

Manşet 4. Sayı — Ekim 2026

KİTAPLAR ŞAHİDİMİZ OLSUN

KİTAPLAR ŞAHİDİMİZ OLSUN

Evimizde, iş yerimizde, odamızda, masamızın üzerinde duran kitaplara hiç düşündüğümüz kadar yakın mıyız? Raflarda yan yana duran, kapağını uzun zamandır açmadığımız, bir zamanlar büyük bir heyecanla aldığımız veya okuyup yerine bıraktığımız kitapların hayatımızda nasıl bir karşılığı var? Kitap, yalnızca okunup rafa kaldırılan bir eşya değildir. Her kitap, bize açılan bir kapı, zihnimize bırakılan bir iz, gönlümüzde uyandırılan bir düşüncedir. Sayfalarını çevirdiğimizde yalnızca kelimelerle karşılaşmayız; yazarın birikimiyle, tecrübesiyle, düşüncesiyle ve dünyaya bakışıyla temas ederiz. Bu nedenle kitaplarımızla aramızda canlı bir bağ kurmalıyız. Onları sadece kütüphanemizin sessiz sakinleri olarak değil, hayatımıza eşlik eden dostlarımız olarak görmeliyiz. Bir gün geriye dönüp baktığımızda, okuduğumuz kitapların hayatımızda bıraktığı izleri görebilmeli ve onların bizim değişimimize şahitlik ettiğini hissedebilmeliyiz.

Üstad Mustafa Kolcu Hoca’mız Kütüphanesinde çalışırken…

Her şeyden önce Rabb’imizin bize gönderdiği Kur’an-ı Kerim ile bağımızı güçlendirmeliyiz. Kur’an-ı Kerim, yalnızca güzel bir sesle okunacak veya evimizin en yüksek yerinde muhafaza edilecek bir kitap değildir. O, insanın yolunu aydınlatmak, doğruyu yanlıştan ayırmasına yardımcı olmak, kalbine istikamet kazandırmak ve hayatına anlam katmak için gönderilmiş ilahî bir rehberdir. Bu sebeple onu okumalı, anlamaya çalışmalı ve bize ne söylediği üzerinde düşünmeliyiz. Ayetlerin hayatımızla nasıl buluştuğunu sorgulamalıyız. Okuduğumuz bir ayetin davranışlarımızda, ilişkilerimizde, tercihlerimizde ve dünyaya bakışımızda bir karşılığı olmalıdır. Kur’an-ı Kerim ile kurduğumuz ilişki, yalnızca dilimizde kalan bir okuma alışkanlığına dönüşmemelidir. Onun rehberliğini hayatımıza taşıyabildiğimiz ölçüde gerçek bir temas kurmuş oluruz. Çünkü insanın elindeki kitabın kıymeti, onun yalnızca kaç kez okunduğuyla değil, okuduklarının hayatında ne kadar karşılık bulduğuyla da anlaşılır.

Diğer kitaplarımız için de benzer bir hassasiyet taşımalıyız. Kütüphanemizde bulunan her kitap, geçmişte verdiğimiz bir kararın, duyduğumuz bir merakın veya öğrenmek istediğimiz bir konunun izini taşır. Bazılarını yıllar önce okuduk. Bazılarının yalnızca birkaç bölümüne bakabildik. Bazılarını ise okumak üzere aldık, fakat hayatın telaşı içinde bir türlü başlayamadık. Şimdi yeniden raflarımıza bakmanın, kitaplarımızla tekrar temas kurmanın zamanıdır. Bir kitabı ikinci defa açmak, ilk okumayı boşa çıkarmaz. Aksine, aradan geçen yıllar bizi değiştirdiği için aynı cümleleri farklı bir insan olarak okuyabiliriz. Daha önce fark etmediğimiz bir düşünceyi bugün fark edebiliriz. Bir zamanlar sıradan gördüğümüz bir cümle, bugün hayatımızın önemli bir meselesine ışık tutabilir. Çünkü değişen yalnızca kitap değil, kitabı okuyan insandır.

Okuduklarımızı zaman zaman yeniden gözden geçirmek de unutkanlığımıza karşı önemli bir mücadeledir. İnsan, öğrendiği her şeyi zihninde aynı canlılıkla muhafaza edemez. Zaman geçtikçe bilgiler silikleşir, ayrıntılar unutulur, bazı düşünceler zihnin arka planına çekilir. Bu, okumayı değersiz hâle getirmez. Tam tersine, yeniden okumayı gerekli kılar. Bir kitabın altını çizdiğimiz cümlelerine tekrar bakmak, kenarına aldığımız notları yeniden okumak, yıllar önce bize tesir eden bir düşünceyi hatırlamak zihnimizi yeniden harekete geçirir. Bazen yeni bir kitap okumaktan daha kıymetli olan, daha önce okuduğumuz bir kitabı yeniden okumaktır. Çünkü ikinci okumada kitabın yanında kendimizi de yeniden okuruz. O gün kim olduğumuzu, bugün kim olduğumuzu fark ederiz. Böylece kitap, geçmişimiz ile bugünümüz arasında sessiz bir köprü kurar.

Okuma alışkanlığımızı yalnızca yeni bilgiler edinme arzusuyla sınırlamamalıyız. Çok kitap okumak elbette önemlidir; fakat asıl mesele, okuduklarımızın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür. Hafızamızda binlerce bilgi bulunabilir. Birçok kitabın adını, yazarını ve konusunu biliyor olabiliriz. Fakat bütün bu birikim davranışlarımıza yansımıyorsa, okumanın hayatımızdaki karşılığı eksik kalmış demektir. Kitap bize sabrı anlatıyorsa daha sabırlı olmayı, merhameti anlatıyorsa daha merhametli davranmayı, adaleti anlatıyorsa daha adil olmayı, insanı anlatıyorsa insanı daha iyi anlamayı öğrenmeliyiz. Bilgi, davranışa dönüşmediğinde zihinde duran bir yük hâline gelebilir. Oysa gerçek okuma, insanın kendisine dönmesini sağlar. Kitabı kapattığımızda hayatımıza kaldığımız yerden devam etmek yerine, okuduklarımızın ışığında hayatımızı yeniden değerlendirmeliyiz.

Kitaptan önceki hâlimizle kitabı okuduktan sonraki hâlimiz arasında bir fark oluşmalıdır. Bu fark bazen bir düşüncenin değişmesi, bazen bir yanlışımızı fark etmemiz, bazen bir insana karşı bakışımızın yumuşaması, bazen de yıllardır ertelediğimiz bir davranışı hayata geçirmemiz şeklinde ortaya çıkabilir. Önemli olan, okumanın bizi harekete geçirmesidir. Bir kitabı bitirdiğimizde yalnızca son sayfasını çevirmiş olmayalım; kendimizle ilgili de yeni bir sayfa açalım. Okuduklarımız bize eksiklerimizi gösteriyorsa onları tamamlamaya çalışalım. Yanlışlarımızı fark ettiriyorsa onlardan vazgeçelim. Ufkumuzu genişletiyorsa dünyaya daha geniş bir pencereden bakalım. Böyle bir değişim gerçekleştiğinde kitap, zihnimizde bir bilgi yığını bırakmaktan çıkıp hayatımızın yönünü değiştiren bir rehbere dönüşür.

Kütüphanelerimizi de bu anlayışla yeniden ele almalıyız. Raflarımızda duran kitapların arasında kaybolmuş bir dostumuzu arar gibi dolaşmalıyız. Elimize aldığımız her kitabın bize ne söylediğini düşünmeliyiz. Belki yıllar önce okuduğumuz bir eser, bugün yeniden okunmayı bekliyordur. Belki hiç açmadığımız bir kitap, hayatımızın tam da ihtiyaç duyduğu bir cümleyi içinde taşıyordur. Bu nedenle kitaplarımızı yalnızca sayılarıyla değerlendirmemeliyiz. “Kaç kitabım var?” sorusunun yanında, “Bu kitaplardan hangisi beni değiştirdi?” sorusunu da sormalıyız. Kütüphanelerimizin büyüklüğü kadar, onlarla kurduğumuz bağın derinliği de önemlidir. Kitapların arasında yaşamak başka, kitaplarla birlikte yaşamak başkadır. Bizim ihtiyacımız olan, raflarımızı doldurmak değil, gönlümüzü ve zihnimizi kitapların taşıdığı hikmetle beslemektir.

Okuma hayatımızda bir düzen de oluşturmalıyız. Her gün birkaç sayfa bile olsa okumayı ihmal etmemeliyiz. Bazen zamanımızın olmadığını düşünürüz; fakat çoğu zaman mesele zamanın yokluğu değil, önceliklerin doğru belirlenmemesidir. Gün içinde zihnimizi saatlerce meşgul eden birçok şeyden birkaç dakikalığına uzaklaşıp kitabın başına oturabiliriz. Telefon ekranında kaybolan zamanımızın küçük bir bölümünü kitaba ayırabiliriz. Sosyal medyada gördüğümüz yüzlerce kısa cümlenin zihnimizde bıraktığı dağınıklık yerine, üzerinde düşündüğümüz birkaç sayfanın kalıcı etkisini tercih edebiliriz. Her okuma bizi büyük bir değişime ulaştırmayabilir. Fakat düzenli ve bilinçli okumalar zaman içinde düşünce dünyamızı biçimlendirir. Bugün küçük görünen bir alışkanlık, yıllar sonra karakterimizin bir parçası hâline gelebilir.

Bir kitabı okurken kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu kitap benden ne istiyor?” Sadece “Ne öğrendim?” sorusuyla yetinmemeliyiz. Öğrendiğimiz bilginin sorumluluğunu da düşünmeliyiz. Bir hakikati öğrendiysek ona göre yaşamak, bir yanlışı fark ettiysek ondan uzaklaşmak, bir güzelliği gördüysek onu hayatımıza taşımak gerekir. Okuduklarımızın hayatımıza yön vermesine izin vermediğimiz sürece kitaplarla aramızdaki ilişki eksik kalır. İnsan, bildikleriyle değil, bildiklerinin hayatında oluşturduğu karşılıkla olgunlaşır. Bu yüzden çok şey bilen biri olmaktan önce, okuduklarıyla yaşayan biri olmayı tercih etmeliyiz. Kitapların bize yüklediği sorumluluğu taşımadığımızda bilgi çoğalabilir, fakat insan aynı yerde kalabilir. Asıl mesele, sayfaları çevirmekten sonra kendimizi çevirebilmektir.

Günün birinde bu dünyadan ayrıldığımızda geride bıraktığımız kitaplar da bizim hikâyemizin sessiz şahitleri olacaktır. Hangi kitabı okuduğumuz, hangi cümlenin altını çizdiğimiz, hangi düşüncenin peşinden gittiğimiz, hangi hakikati hayatımıza taşıdığımız onların sayfalarında ve hafızamızda iz bırakacaktır. Dilerim ki kütüphanelerimiz yalnızca kitaplarla değil, kitaplardan süzülmüş güzel davranışlarla da zenginleşsin. Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere okuduğumuz bütün kitaplar bizi daha bilinçli, daha merhametli, daha adil ve daha güzel bir insan olmaya yöneltsin. Okuduğumuz her kitap, hayatımızda yeni bir iyiliğin başlangıcına vesile olsun. Kitaplarımız raflarda sessizce bekleyen eşyalar değil, hayatımıza dokunan yol arkadaşlarımız olsun. Gün gelip geriye baktığımızda, “Bunları okudum.” demekten daha anlamlı bir cümlemiz bulunsun: “Bunları okudum ve hayatım değişti.” İşte o zaman kitaplarımız yalnızca kütüphanemizin değil, hayatımızın da şahidi olsun.

 

 

 

Okur Yorumları

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi çekebilir