Edebiyat ve Medeniyet

Çağdaş Paradigmanın Kutsalları

Çağdaş Paradigmanın Kutsalları
2 DK 96 OKUNMA

Batının kutsallık anlayışı, insanın kendi varoluş gayesini aşma çabasının ürünüdür. Heidegger’in “varlığın unutuluşu” dediği şey, aslında insanın kutsalı dünyevileştirerek kendi elleriyle kendini ve dünyayı putlaştırmasından ibarettir. İnsan, vahyin ışığını kaybettiğinde, kendi ürettiği paradigmalara tutunur; fakat bu tutunuş ona, özgürlüğü değil esareti getirir. Bugün batı medeniyeti ve kültürünün temel düşünce normlarını oluşturan bu durum bu medeniyetin çürüyüşü ve çöküşünün de özünü oluşturur.

Platon’un mağara alegorisinde, gölgeleri hakikat sanan insan, kutsalı da çoğu zaman gölgelerden ibaret bir yanılsama olarak anlar. Altından buzağıya tapınan bir kavim Beni İsrail, aslında Musa’ nın getirdiği ilahi emir ve yasaklara değil kendi gölgesine tapınmaktadır. Vahyin aslından uzaklaşma sadece metinde değil, aynı zamanda ruhtadır. Lenin, Stalin, Mao, Hitler, Nasır ve Kemalist anlayış kendi paradigmalarının “sahte kutsallarıdır. Bunlar aynı mağaranın duvarına yansıyan yanlışların ve sapkınlıkların gölge oyunundan başka bir şey değildir. 

Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözü, kutsalın kaynağını dünyevi sistem ve iktidarlara devreden çağdaş seküler insanın bugün içinder yaşadığı trajediyi anlatır. Kutsal denilince Tanrı’nın yerine ideolojiler, rejimler, sistemler geçer; fakat bu yeni çağdaş kutsallar, insanı özgürleştirmek yerine köleleştirir. Paradigma, işte bu köleliğin zihinsel kalıbının içinde: insanın kendi elleriyle kendisini tutsak etmek için ördüğü zincir ve zindandır.

Oysa İslam düşüncesi bize: kutsallığın kaynağı yalnızca Allah’tır der. Hiçbir şey kendiliğinden kutsal değildir. Bu bakış, insanı putlardan ve sahte kutsallardan kurtararak hakikate yöneltir. Kierkegaard’ın “iman sıçrayışı” dediği şey, tam da bu noktada anlam kazanır: insan, aklın ve paradigmanın sınırlarını aşıp, Allaha teslimiyetin özgürlüğüne dayanıp yaslandıkça özgürleşir.

Çağdaş kutsallık anlayışının çıkmazı, insanın kendi varlığını ve varoluş gayesini yanlış temellere dayandırmasından kaynaklanır. Faniye dayanan fani olur; bakiye dayanan ebedi kalır. Gerçek kutsallık, insanı zincire vuran duygular değil, zinciri kıran bir inanç ve hakikat ışığının aydınlattığı özgürlük dünyasıdır. Bu insanın kendi aynasına bakarak kendisini tanıması ve anlamasıdır. Yani vahyin aydınlığında hakikat güneşinin ışığında insanın Eşrefi Mahlukat olan insan tanımasıdır.

Konuyu İslam düşüncesi perspektifinden derinleştirdiğimizde, kutsallık kavramının yalnızca sosyolojik bir olgu değil, aynı zamanda vahyin ışığında insanın varoluşunu yeniden anlamlandıran bir hakikat olduğunu görürüz.

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi Çekebilir