Edebiyat ve Medeniyet

Sessizliğin Derinliği

4 DK 2533 OKUNMA
İnsan, devlet, medeniyet ve kültürler sevgi, saygı ve toplumsal bir emeğin meyvesidir. Sevgi ve saygı insanları birbirine yaklaştırıp yakınlaştırır. Sevgi ve saygının olgunlaşıp kemale ermesi, yaratılış gayesinin anlam ve zirvesine erişmesidir. İnsan, bu ağacının çiçeklerinden oluşan tomurcukların meyveye dönüşmesidir. Sevgiyle yoğrulup olgunlaşarak belirli bir zaman için de dünyaya çığlıklar içine müjdeler vererek gelen insanın çığlığı sessizliğin sesindeki derinliktir. Devletler de, karşılıklı sevgi ve saygıyla yoğrulan, mayalanıp olgunlaşan, birbirine güvenen ve dayanarak sevgi- saygı bağıyla ayakta kalan toplumların eseridir. Burada da asıl birleştirici ve rol oynayan sevgi ve saygı, güven ve dayanışma ruhudur. O ruhtur insanı, aileyi, toplumu ve devletleri devlet yapan. Güven ve dayanışma olgunlaştıkça sevgiye, oradan da bağlılık ve birlikteliğe, aşk ve muhabbete erişerek toplumsal varoluşun temelleri atılır. Bu dinamikler insanlar, toplumlar ve devletlerarası bağın ve bağlantının köprüsünü oluşturur. İki farklı cinsi bir araya getirip aile yapan, aileleri bir araya getiren bu unsurlar, toplumları, toplumlar devletleri, devletler de daha büyük birleşik devletleri veya ümmet bağlamında birliktelikleri meydana getirirler. Bunlar gönüllülük esasına dayanan, saygı ve sevgi bağıyla hayata geçirilen aile, toplum, devlet ve birliklerin ruhunu oluşturur. Zor ve zorbalıkla, gürültü ve gösteriş ile korku ve çıkar ile oluşan, oluşturulan birlikteliklerin bir derinliği yoktur.  Onu meydana getiren suni ve yüzeysel dinamikler ortadan kalkınca peş peşe arıza çıkar ve yok olmaya mahkûm olur. Güzellikler sevgi ve muhabbetin, kötülükler düşmanlık ve nefretin beslendiği kaynaklardır. Aile, toplum, devlet ve devletlerarası dayanışma ve birlikteliklerde başat rol oynayan derinlikler tepeden aşağı zirvelerden vadilere kadar kalpten kalbe, gönülden gönüle sessizce yayılarak o toplumun ruhunu oluşturur. Orada kök salan, büyüyen gelişen bir çocuk sevgi ve muhabbetle ete kemiğe bürünür. Milletler ve devletler de sevgi ve saygı ölçüleri içinde bir araya geldiğinde yeni bir dünya kurulur. Kin, intikam ve nefretin bayraktarlığını yapan kibir ve gurur heykeli ABD, AB, Rusya gibi güç sarhoşu millet ve devletlerin zorbalık, işgal, istila ve sömürü ile bir araya getirdikleri korku imparatorlukları bir gün mutlaka yıkılmaya ve dağılmaya mahkûm olur. Her zalim, otoriter ve azgın davranış, bir gün mutlaka karşı güçlü bir direniş ve başkaldırının kıvılcımını ateşler. İngiliz ve Fransız emperyalizminin 1. Dünya, Alman Faşizminin 2. Dünya savaşını ateşlediği ve yüz milyonlarca insanın kanına, canına, malına mal olduğu gibi. Roma hukuk ve Yunan ahlakı temelleri üzerine kurulan batı medeniyetinin bugünkü bayraktarı ABD, zorbalıklar ve hukuk tanımaz şımarık davranışlarıyla dünyayı parmağında oynatarak sağa sola efelenmesi, ona buna kafa tutması, dünyayı sömürü alanı haline getirmesi için ülkeleri işgal, istila ve ölümle tehdit etmesi putperest Romalıların Hz. İsa’ yı çarmıha germesiyle eşdeğerlidir. İşgal, İstila, sömürü ve katliamlar medeniyeti olarak batı Medeniyetinin lideri olan ABD ve onun vagonları olan Avrupa Birliği kendi içinde bile sevgi, saygı ve muhabbete susamış bir vahşet ve barbarlık içinde güçlülerin zayıfları ezdiği balondan bir devdir. Bir iğne ucu bile onun havası alır ve sonunu getirebilir. Tarih bu gibilerin örnekleriyle doludur. Orta Asya Bozkırlarından kopup gelen bir fırtına gibi, Maveraünnehirde atlarını sulayan, İslam bayrağının altında Horasan ellerinde bir müddet dinlenip demlenen atalarımızın, yeni bir hamle ile Anadolu içlerinde ve Suriye vadilerinde yıldız gibi parlayan mütevazı ve sessiz yürüyüşleri bu topraklarda Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük kadim bir medeniyeti oluşturdu. Emperyalistlerin ve yerli münafıkların el ele vererek yıktıkları Osmanlı sadece bir devletin değildi. Aynı zamanda bir devin ve devrin, medeniyetin yıkılışıydı. Şimdi biz bu devin ve devrin, o kadim medeniyetin küllerinden yeniden doğan ve yükselen Anadolu Birliğini kurmanın sevdası ve aşkıyla Azerbaycan’dayız, Suriye’deyiz, Lübnan’dayız, Gazze’deyiz, Libya’dayız, Sudan’dayız, Somali’deyiz, Katarda ve Pakistan’dayız. Yakında bu sessiz yürüyüşümüze inci taneleri gibi İslam Coğrafyasındaki kardeşlerimiz birer dizilecekler. Aynı sevda, aynı dava ve aynı aşkın bayrağı altında toplanan insanlar şenlenecek. Karadeniz ve Akdeniz ile İstanbul ve Çanakkale Boğazı, Süveyş Kanalı ve Babulmendep Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu yeniden özgürlüğüne kavuşacak. Endonezya, Malezya, Singapur ve Bangladeş dost ve düşmanlarını tanıyacak. Afrika’nın altın kalpli insanları uyanacak ve kendilerini esaret zincirlerine vuran ve köle pazarlarında öldüm fiyatına satan sömürgecilerden hesap soracak. İslam ümmetinin sessiz ve derin yürüyüşü ölü ruhları ve cesetleri ayağa kaldıracak. İslam Coğrafyası bu sürüngen ve omurgasız duruştan sıyrılıp kopacak. Karabağ, Keşmir, Kıbrıs, Bosna, Suriye, Libya, Somali, Sudan, Filistin ve Gazze’deki yetimlerin hakları sorulacak. Balkanlar, Kafkaslar, Ortaasya, Afrika ve bütün dünyadaki mazlumların gasp edilen hakları birer birer, söke söke zalimlerden geri alınacak. Türkiye bu ‘’Sessiz Yürüyüşün’’ işçisi, ustası ve baş mimarı olarak İslam dünyası ve mazlum coğrafyaların diriliş ruhunu üfleyen evliyası olacaktır, olmak zorundadır. Tarih ve coğrafyamız, İslami ve ahlaki sorumluluğumuz bize bu misyonu yüklemektedir. Bize ne ABD’ nin sömürgeci Kapitalizminden, Avrupa’nın despot Faşizminden, Rusya’nın kan içen Sosyalizminden, Çin’in inkarcı ateizminden, Hindistan’ın ineği öküzü ve Budizm’inden… Ülkemizdeki azgın azınlıklara, yerli münafıklara, dönme fırıldaklara, kirli çakallara, leş kargalara ve akbabalara inat sürecek bu soylu yürüyüşümüz. Birgün gelecek İslam’ın derin, kuşatıcı ve kucaklayıcı kalbi Türkiye’nin bu sessiz yürüyüşü, dünyadaki bütün kimsesizlerin kimsesi, mazlum coğrafyaların kısılan sesi olarak bir direniş, diriliş ve kıyama dönüşecektir Allah’ın izniyle.
Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi Çekebilir