Edebiyat ve Medeniyet

BİR DAĞDA, BİR DAĞCININ BİR GÜNLÜK SERÜVENİ

6 DK 2452 OKUNMA
  Emekliliğimin 5. yılında, 50 yıl yaşadığım şehirden doğup büyüdüğüm yere, taşınma kararı aldım. Doğa ile iç içe olan, şehirden 12 km uzaklıktaki yerleşim birimine taşındım. Konum olarak bulunduğum yer, dağlarla çevrili, kayak merkezine 30 km. uzaklıkta. Bu bölgeyi seçmemdeki nedenim, şehir hayatından uzaklaşmak, dağcılık, koşu, bisiklet, yürüyüş, kayak gibi sporlarıın içinden gelmem de etkili oldu. Geleli 6 ay olmuştu, memleketim olmasına rağmen, sonbahar ve kış mevsiminin değişkenliğini yıllar sonrada olsa, yeniden yaşayarak öğrenme fırsatını buldum. Şehre geldiğim ilk şubat ayıydı, tesadüfen 5 kişilik bisiklet gurubuyla tanıştım. Gurubun tamamı birbirini uzun zamandır tanıyan emekli olmuş bisikletçilerdi. Hava şartlarına bağlı olarak belirli rotalarda, günlük ortalama 45-50 km yol yaptıklarını haftanın 6 günü pedal çevirdiklerini ifade ettiler. Kendimi tanıtarak, guruba dahil olup olamayacağımı sordum. Onlarda, memnuniyetle olabileceğimi söylediler. Guruptan E.Ö, şakayla karışık, burada 12 yıl oturduğunu ayrılmanın zor olduğunu söyledi. İçlerinde, dağcıların olduğunu da öğrendim. Karşılıklı sohbet ve yaşanmışlıklar paylaşılarak, konuşmalar derinleşti. Uzun yıllar yurtiçi ve yurtdışında, dağlara tırmandığım için, bende konuşmalara dahil oldum. Bu bölgenin dağlarını iyi tanıdıklarını; şehirde dağcılık, yürüyüş, tırmanış faaliyetlerinde bulunan bir derneğe üye olduklarını, kulübün etkinliklerine katıldıklarını söylediler. Zaman içinde, dağcılardan biri olan B.Ç ile dostluğumuzu ilerleterek, bölgemizdeki birkaç dağa günü birlik tırmandık. Hem tecrübemizi, hem de kondisyonumuzu test etme fırsatı bulduk. Daha önce gurupça birçok kez tırmanış yaptığını söylediği, şehre yakın bulunan sivri dağa tırmanmaya karar verdik. Dağın bölgedeki en dik ve risk derecesi yüksek bir dağ olduğunu söyledi. Günü birlik çıkış için, 24 Mayıs 2025 cumartesi tarihini kararlaştırdık. Geçen zaman içinde, hazırlıklarımızı yaparak kararlaştırdığımız yerde saat 06,00’da buluşarak, aracımla B.Ç ile klasik rotadan değil de, dağın diğer tarafı olan güney-batı yönünden çıkmaya karar verdik. Bu rotanın özelliği, klasik çıkış rotasından daha uzun ve 4-5 tane, dik kayalık tepelerden trans yapılacak olmasıydı. Dağın dibine aracı park ederek hazırlıklardan sonra, saat 08,30’da rehberliğimde tahmin ettiğimiz 4,30 – 5,00 saat sürecek tırmanışa geçtik. Saat 12,30’da 1468 metre olan zirveye ulaştık. Dağda su olmadığını bildiğimiz için, yanımıza her birimiz yeterli olacağını düşündüğümüz 4’er lt su almıştık. Havanın sıcak oluşu, saatteki hızı 80 km’ye varan rüzgarın etkisi, parkurun zorlu oluşu, mola aralarını kısa tutmamız eklenince, suyumuz bir litreye indi. Aracı bıraktığımız yere uzak olmasına rağmen, suyun azalması ve karanlığa kalmamak için, daha kısa olan klasik rotadan inmeye karar verdik. B.Ç rehberliğinde, saat 13,45’te inişi geçtik. Bir süre babaları takip ettik, birkaç kez rehber rotadan çıktı, onu uyardım. Bölgenin iklim yapısı, bu zamanlarda değişken olması dolayısıyla hava, bir açıp bir kapatıyordu. Rotayı takipte, sıkıntı çekmeye başladık. Zaman hızlı geçiyor, ama inişte sıkıntı yaşıyorduk. Öyle bir yere geldik ki, bozuk olan hava yağmura dönüştü. Ekipmansız indiğimiz 4-5 metrelik kayalar ıslandı, yerler çamurlaştı, en önemlisi suyumuz bitti, o hengamede hava kararmış akşam olmuştu. Öyle bir yere geldik ki, tıkandık. Aşağımız uçurum, etrafımız dik kayalıklarla çevriliydi. Yan tarafta, büyük bir kaya vardı ama arka tarafını göremiyorduk, tırmanmamız gerekiyordu. Ayrıca onun arka tarafını göremediğimiz içinde, oradan iniş yapabilirmiyiz onu da bilmiyorduk. Yağmur, serpinti şeklinde geçince suda biriktiremedik, susuzluk başlamıştı. B.Ç’yi, yan taraftaki kayanın arkasından iniş var mı diye gönderdim, bir süre haber alamadım. Sürekli seslenmeme rağmen, sonunda ses verdi o taraftan inişin yapılamayacağını söyledi. O zaman, gelmesini söyledim. Bir süre bekledim, yine ses vermedi. Sonra, benim gelmemi istedi. O ıslak kayalardan, üzerimde pançom olduğu halde yanına vardım. 70-75 metre bir kayanın oyuğu altına oturmuş vaziyette buldum. Neden sesime cevap vermediğini sorduğumda, yorgun ve bitkin olduğunu söyledi. Akşam kararmış, saat 20,00 olmuştu. İyi ki, telefonlarımız çekiyordu. Kendi telefonumu kapatarak, telefonundan, 112 acil servisi aramasını söyledim. Bizimle ilk muhatap olan, en yakın jandarma karakol komutanlığı oldu. B.Ç durumu anlattı, hareket edemediğimizi, suyumuzun bittiğini, herhangi bir sağlık sorunumuzun bulunmadığını söyledi. Jandarma, AFAD ekiplerine yönlendirdi. Onlarda, o yöreyi iyi bildiklerini, harekete geçtiklerini, bir saat içinde orada olacaklarını söylediler. Beklemeye başladık. Gönderdiğimiz konuma rağmen saatler geçtiği halde, bir türlü bize ulaşamadılar. Bizimle temas kurduklarında ise, bulunduğumuz yerin çok zorlu bir yer olduğunu daha fazla yaklaşamayacaklarını söyleyerek oradan ayrıldılar. Bu arada, saat 22,00’ı geçmişti. Aşağıda, ormanlık alanda bizi takip eden jandarma ekibi sürekli temas halinde, uyanık olmamızı, telefonu açık tutmamızı, konum değiştirmememizi telkin ederek, projektörleri zaman zaman açıp kapatarak bizi takip ediyorlardı. Telefon çaldı, bu defa karşımızda, en yakın komando birlik komutanlığı idi. Helikopterin, yanaşabileceği bir yerde misiniz diye sordu, olmadığımızı bildirdik. Durum raporu aldıktan sonra, telefonlarınızı açık tutun diyerek, döneceklerini söylediler. Eskişehir’le temasa geçtiklerini, oradan haber beklediklerini ifade ettiler. B.Ç’nin telefonunun şarjı, bitmek üzereydi. Bizimle temas kuran telefonu, aramasını söyledim. O da arayarak, bulunduğumuz yeri değiştirerek helikopterin yanaşabileceği yere geçtiğimizi bildirdi. Aşağıda bizi takip eden jandarma ekibi; yerimizi değiştirmememizi ikaz ediyordu. Haklılardı, çünkü bulunduğumuz yerin koordinatlarını vermiştik. Onlara, helikopterin yanaşabilmesi için yer değiştirdiğimizi söyledik. Aradan fazla zaman geçmeden arandık. Telefonu B.Ç’den alarak kendimi tanıttım, telefon numaramı vererek bundan sonra bu numaradan irtibat kuracağımızı söyledim. Kısa zaman sonra, Isparta komando birliğinden helikopter pilot binbaşı …. aradı. Kendini tanıttıktan sonra, sağlık sorunumuzun olup olmadığını sordu. Herhangi bir sağlık problemimizin olmadığını, su ihtiyacımız olduğunu bildirdim, konum bilgilerini verdik. Bir saat içinde geleceğiz, bizi gördüğünüz zaman, ışık yakmamızı söylediler. Saat 23,30 olmuştu, Havada, bize uzak geçen bir dron gördük. Uzaklaştıktan sonra, tahmin ettiğimiz gibi il jandarma merkez komutanlığına iniş yaptı. Bir müddet sonra, uzaktan ışıklı bir cisim göründü. Bize doğru gelen helikopter olduğunu anlayınca, telefonun fenerini yakarak karşılık verdik. Helikopter yaklaşınca, pervanelerinin oluşturduğu rüzgarın etkisi, kayalara çarpmasıyla birlikte geri itişi öyle etkiliydi ki, adeta helikopteri yana yatırması içten değildi. Bir süre, bizi almak için yanaşamadı. Birçok kez, gitti geldi. Hatta, bir ara helikopter bizden uzaklaştı. Bu çıkmazdan kurtulma ümidimizin gittikçe azaldığını, sabahı bekleyeceğimizi bile düşündük. Pilotun tecrübesi ve cesurca hamleleri sayesinde, ipin sarkıtılmasıyla bir komando önce beni, sonra B.Ç’yi helikoptere taşıdılar. Hızla, kayalardan uzaklaştık. İçerde, dr. ve ekibi ilk yardımı yaptı. Yeni faaliyete geçen, büyük bir şehir hastanesi helikopter pistine indirdiler. Teşekkür ederek, ayrıldık. Bizi karşılayan AFAD ekibi, hastanede muayeneye yönlendirmek istedilerse de, her hangi bir sağlık sorunumuz olmadığını ikna ettikten sonra, onlara da veda ederek 40 km uzaklıktaki aracımızın yanına, dr. … arkadaşın yardımıyla ulaştık. Evlere, saat 04,30 civarında varabildik. Bunca, yurtiçi ve yurtdışı nice zorlu dağlara tırmandım. Bir kez daha anladım ki, günlük tırmanış bile olsa dağlar küçümsenmemeli. Ne kadar, deneyimli olursan ol. Tırmanmak istediğin dağın durumunu bilmeden, yeterli su, gıda, sağlık ve teknik ekipmana sahip olmadan çıkış yapılmamalı. Ayrıca, devletimin eriştiği gücü ve atalarımızın dediği gibi “insanı yaşat ki, devlet yaşasın”  ilkesinin ne kadar önemli olduğunu, ikinci kez yaşayarak öğrenmiş oldum. Sağlıcakla kalın, değerli dostlar. Ustura
Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi Çekebilir