Edebiyat ve Medeniyet

Baba ve Kızı

7 DK 4298 OKUNMA
Ayşe dar gelirli bir işçi bir babanın biricik kızıydı. Annesi ev hanımıydı. Çok güzel yemekler pişirir, evini de çok temiz tutardı. Onun evine gelen misafirler evin tertemiz olmasından dolayı imrenirlerdi. Ayşen’in babası evlendikten sonra şehirdeki bir fabrikadan iş bulmuşlar ve bir müddet sonra da eşiyle şehre taşınmışlardı. Köyde kalabalık aile olduklarından iş az ve karnı doyacak insan fazlaydı. O yüzden ailenin bazı fertleri iş bulmak için köyü terk etmek zorunda kalıyordu. Selim de evlendikten sonra köyden taşınan kişiler kervanına dâhil oldu. İş bulduğu şehrin kenar mahallesinde eşiyle birlikte yaşayacak tek katlı mütevazı bir ev kiraladı. İlk göz ağrıları olan çocuğu Ayşe bu evde doğmuş ve ilkokul çağına gelmiş, eve en yakın bir ilkokul öğrencisiydi. Annesi her sabah ona özenle okulda yiyeceği beslenmesini hazırlar çantasına koyardı. Dar gelirli bir aile oldukları için Ayşe’nin babası onun her istediğine hayır demez ama , ‘’İnşallah para artarsa’’ diye ilave ederdi. Paranın nasıl arttığı veya arttırıldığını bilmezdi ve kendisine sorun da etmezdi Ayşe. Pazar çantası gelince ilk önce babasının çantasına bakar, aradığını bulamayınca sessizce oynadığı oyuna devam ederdi. Babası utancından Ayşe’nin yüzüne bakamaz, gel benim güzel kızım diye onu kucaklar, yanaklarından öper, onu kucağına alır ve pazardan gelirken bakkaldan satın aldığı bir tane loli şekerini kızına verirdi.  O da babasının boynuna ‘’babam’’ diye sarıldı. Kenardan sessizce Baba ve kızını seyreden anne evladının kendisine ‘’Annem’’ deyip sarıldığı gibi sevinir ve mutlu olurdu. Ayşe’nin bazı okul arkadaşları beslenmelerinde muz getiriyor ve yemek vaktinde de onu yiyiyorlardı. Ayşe uzun zamandır muz yemek istese de babası pazardan muz getirmiyordu. Canının muz çektiğini arkadaşlarına söylemekten de çok utanıyordu. Birkaç sefer babası alışverişe giderken ona muz almasını söyledi. Ama her seferinde Pazar çantasında muz olmuyordu. Ayşe hafta sonu babasıyla birlikte pazara alışverişe çıktı. Pazarda babasına muz aldıracaktı. Bir ara, ‘’Baba bana muz alır mısın?’’ dediğini hemen arkalarında pazara onlar gibi yürüyerek giden komşuları Ahmet amca’ duymuş, ama duymamış gibi davranıyordu.  Baba kızın konuştuklarını duyacak şekilde onların yakınından pazara giden yolu takip ediyordu. Baba küçük sevimli kızına, ‘’Söz kızım annenin siparişlerini aldıktan sonra alışverişten para artarsa bu hafta sana muz alacağım’’ deyip ikisi de el ele yürümeye devam etti. Bunları konuşurken tam arkalarında onları duyan Ahmet amcayı fark etmediler. Baba ve kız pazarın bir köşesinden alış verişe başladılar. Ahmet amca doğru pazarcı Hasan Ağabey’e giderek onu kenara çekti ve dedi ki, Baba ile kızı göstererek " Şu adam ile kız çocuğuna iyi bak abi. Şimdi 2 kilo muz tart ve hazır tut.  Birazdan senin tezgâhın önünden geçerlerse ve muz almazlarsa, ona Selim abi diye seslen’’. " Hani geçen hafta bozuk para yok diye sana paranın üstünü verememiştim ya. İstersen onun yerine bu hafta muz vereyim, böylece sana borcumu ödemiş olayım ve helâlleşelim de.’’ dedi. Ahmet Bey pazarcı Hasan ağabeye dönerek kulağına bir şeyler fısıldadı. ‘’ Sakın ha o baba’ yı çocuğunun yanında utandırıp rencide etme. Adam çocuğunun yanında mahcup olmasın. Çocuk bu paranın varlığı ve yokluğundan anlamaz.’’ Diye ekledi. Eğer böyle yaparsan hem sevaba girersin, hem de işin bereketlenir.  Ona vereceğin 2 kg Muz’un parasını ben ödeyeceğim.’’ Çekinme sen dediğimi yap abi, ne olur. Sana söz veriyorum, verdiğin muzun parasını fazlasıyla vereceğim. Ayrıca 3 kilo da kendim kendi evim için senden muz satın alıp evime götüreceğim. Burada, arka tarafta seni izliyor olacağım. Haydi, aslan Hasan ağabeyim benim, göreyim seni.’’ Dedi komşu Ahmet Bey. Selim Abi ve kızı Ayşe yolun karşısından, muz satan pazarcı Hasan ağabeye yakın bir yerden geçiyor, hiç o tarafa bakmadan diğer ihtiyaçlarını almak için uğraşır gibi yapıyordu. Kızı Ayşe’nin muz tezgâhını görmesini istemiyordu. Ayşe’nin de başı muz satan tezgâha doğru bakıyor, sürüklenircesine babasının elini de bırakmadan onu takip ediyordu. Pazarcı Hasan abi baba ve kızın yolun karşısından gittiklerini görünce elindeki muz poşetiyle Ayşe’nin babasına doğru koşarak yaklaştı. Tam da Ahmet Beyin dediğinin aynısı yaptı. İki kg’ lık muz poşetini babaya uzattı. Ama küçük kız babasından daha çabuk davranarak o poşeti pazarcı Hasan ağabeyin elinden aldı. Selim bey başı önde mahcup olarak ne yapacağını şaşırdı. Bir an dili tutuldu, Hasan amcaya bir şey söyleyemedi. Teşekkür bile etmeyi unuttu. Selim Bey durumu anlamış gibiydi. Pazarcı bir hayır yapmak için pazarcı Hasan abi bu oyunu tasarlamış olabilir diye düşündü içinden. Sevincini pek belli etmemeye çalıştı. Başı önde yürümeye ve alışveriş yapmaya devam etti. Biraz sonra Selim Bay durdu. Pazarcı Hasan amcaya dönüp hafifçe başını salladı, gözlerini kırparak teşekkür etti. Ayşe muz poşetini kendisi taşımaya başladı. İçi sevinçle dolu idi. Bir eliyle babasının elinden sımsıkı tutarken öteki elindeki muz paketini sallayarak, seksek oynar gibi babasıyla yürüyordu Ahmet Bey kenardan şahit olduğu manzaranın kendisine verdiği keyifle pazarcı Hasan Abiye 2 kg muzun parasını uzattı. Ama Hasan ağabey kendisine uzatılan parayı görünce elini kaldırıp ‘’Dur’’ der gibi bir işaret yaptı ve parayı almadı. Gözyaşlarının kimse taraftan görülmemesi için kafasın geriye doğru çevirip eliyle gizlice yanaklarından aşağı akan gözyaşı damlalarını sildi. Bir çocuğu ve babasını mutlu etmek onu hayli duygulandırmıştı. Kendi çocukluk günlerini hatırladı. Bir gün babasından bir çıtır simit istemişti de, o da parası olmadığından ona Simit alamamış eğilip ona sarılarak kucağına almıştı. Ağladığını hissetmemesi için bir müddet oğlunu kucağında götürdüğünü hatırlamıştı. Bütün mesele küçük kızına muz alamayan babayı utandırmamaktı. ‘’Çok şükür bunu da rabbim bana nasip etti’’ dedi Pazarcı Hasan Ağabey. İçi huzur ile doldu.  Sanki dağ başında ve sağıra duyuruyormuş gibi ‘’Yerli malı sapsarı Muuuuz geldi‘’ diye sesi çıktığı kadar bağırıyordu. Pazara gelen, muz almak isteyen ve sesi duyan insanlar nasıl bir muz diyerek merakla oraya yönelmeye başladılar. Ayşe, babacığım bir muz yiyebilir miyim diye ona baktı. Baba pazarda muz yemek isteyen kızına, ‘’Evde yesen daha iyi olur kızım. Sen muz yerken görenlerden belki canı isteyip de muz alamayan çocuklar vardır.’’  Göz hakkı diye bir şey var. Yoksa hak geçer kızım? ‘’ diye kızına fısıldayan babaya, Ayşe’nin kızın cevabı ilginçti. ‘’Tamam babacığım. İnşallah, Allah onlarında babalarına yeteri kadar para nasip eder ve onların çocuklar da evde bol bol muz yerler’’ oldu. Baba ve kız annenin sipariş ettiği meyve ve sebzeleri alarak evlerine mutlu bir şekilde gitti. Anne evde yemek pişirmiş, sofrayı hazırlamış pazardan gelecek eşini ve çocuğunu bekliyordu. Tam sofraya buyurun diyeceği sırada Anne Ayşe’ye, kızım şu yemek ve ekmeği yaşlı komşumuz Fatıma teyzeye verip gelebilir misin dedi. Ayrıca, annemin selamı var dersin. Ayşe annenin hazırladığı tabak ve ekmek olan tepsiyi alıp giderken baba, ‘’Kızım senin muzundan da bir tane Fatma teyzeye verelim mi ‘’ deyince Ayşe ister istemez ‘’neden’’ diye cevap verdi. Baba da kızına, ‘’Kim iyilik yaparsa iyilik görür. Allah iyilik yapan insanları sever’’  diyerek ona cevap verdi. Ayşe komşu Fatma teyzeye yemeğini ve muzunu verip gelirken, elinde bir de şeker vardı. Anne kızına sordu; ‘’onu nereden aldın’’ der demez, Ayşe Fatma teyze verdi. O da sana selam söyledi. Bir de, ‘’Allah razı olsun, hepinize sağlık ve sıhhat versin’’ dedi, ‘’Bana bir de bu şekeri verdi.’’ Dedi. Anne mutlu bir şekilde; ‘’ Ellerinizi sabunla tertemiz yıkayıp, haydin şimdi sofraya’’ diye eşini ve kızını yemek sofrasına çağırdı. Yemek yerken Ayşe annesine, ‘’Anneciğim neden iyilik yapıyoruz’’ diye bir soru sordu.  Annesi de ağzındaki lokmayı çiğneyip yuttuktan sonra, kızım Allah, ‘’Kim iyilik yaparsa iyilik, kim de kötülük yaparsa kötülük olarak karşılığını görür’’ diyor. ‘’Biz de iyilik yapıyoruz ki, karşılığında iyilik görelim diye. Kötü insanlar kötülük, iyi insanlar iyilik yaparlar.’’ Baba da söze karışarak, ‘’Allah iyilik yapanları sever ve onlarla beraberdir’’ kızım diye ekler. Ayşe; ‘’Ben de iyilik yapacak, beslenmesinde muz olmayan arkadaşlarla muzumu paylaşacağım baba’’ deyince babasının boğazında lokmalar adeta düğümlendi. Yutkunmak istedi yutkunamadı. Gözleri buğulandı. Annesi durumu fark edince, ‘’Allah seni hep iyiler ve iyiliklerle karşılaştırsın’’ benim iyi kalpli kızım diyerek onun başını okşadı.   İbrahim Yasir 
Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi Çekebilir