Anı yazmak; hiçbir şeyden çekinip korkmadan bütün çıplaklığı ve gerçekliğiyle yaşadığın, gördüğün anı yazmaktır. İçinde egonun veya başka bir etkenin baskısı altında olmadan ayna gibi şeffaf ve net o anı yakalamak, bir fotoğrafçı ve kameraman hassasiyeti ve inceliğinde o anı gelecek nesillere yansıtmaya çalışmaktır.Anı yansıtmaktan uzak yazılar olsa olsa ancak yalan söyleyen bir tarih olabilir. Batı medeniyetindeki ve bizdeki ideolojik kaygılar ve hesaplarla yazılan, yazdırılan tarih anı yansıtmaktan çok uzak, onu aslından farklı bir şekil, boyut ve buutta göstermeye yarayan yamuk, eğri, çapraz, kırık aynalar gibi notlar yandan çarklı yazılardır. Siz o tip anılar ve tarihlere baktığınızda kendinizi bile tanıyamaz, kahkaha atmaktan ölür, üzüntüden oracığa çöker kalırsınız.Tarih; anı yazmak, anı yazmak; tarih yazmaktır. Anılar kişileri ve yaşadıkları zamanı, ortamı, siyasi ve sosyal olayları hiçbir rötuş ve dokunuş yapmadan iyiliği güzelliği, çirkinliği kötülüğü ile birlikte bir usul ve üslup çerçevesinde gelecek zamanlara ders ve ibret sahnesi olarak aktarmaktır.İdeolojik ve şahsi saplantıların etkisinde kalarak Hakkı hakikati ve olan biteni sağından solundan kırpıp kuşa çevirerek yazılan anılar ve tarihler siyasi ve ideolojik güçlerin hata ve günahlarını örtüp kapatmaya, gerçek yüzlerini gizlemeye ve saklamaya yarayan körebe oyunlarıdır. Sobelenen her zaman zulme uğrayan mazlumlar olur oyunda. Olayları olduğundan farklı görmek, göstermek propaganda araç ve gereçlerini kullananların elinde ve dilinde bitmek tükenmek bilmeyen hazır bir sermayedir. Özellikle özgürlüklerin kısıtlanıp baskı altına alındığı, kalem ve kelamların zincire vurulduğu ceberut rejim ve sistemlerde güç odaklarının önünde rükû ve sücut eden yazarlar ve çizerlerin aldıkları rüşvet ve ihaleler karşılığı yazılan yazıların çoğu o sistemin kireçlenen can damarlarına stens yerleştirip açmak, sistemin kalbindeki koyulaşıp pıhtılaştıkça durağanlaşan kanı sulandırıp kan akışını sağlama işi ve işlevi görür.Yazmak bir sorumluluktur. Anı yazmak dürüst olmayı, tarih yazmak namuslu ve şerefli omurgalı bir duruşu gerektirir. Kalemini para pul, makam mevki, şan şöhret, ikbal ve istikbal uğruna bir yatırım aracı olarak gören, gösteren ve davranan yazarlar, düşünürler ve fikir adamlarının ikiyüzlülükleri tüm toplumun yanıltmaya yamultmaya, anı ve zamanı Hak ve hakikatin güneşinden uzaklaştırmaya hizmet eder. ‘’Bırakın bugününüz geçmiş anılarla, geleceğiniz ise, özlemle kucaklaşsın.’’ (Halil Cibran) Anı bahçelerinde üşümekten titremek, ısıtır insanın yüreğini. Eski anılarımız, yeni umutlarımıza yol açtığında tarih tekrar etmez ve ölümsüzleşir. Aynı olayı tekrar tekrar yaşamak tarihten dersler ve ibretler çıkarmadan onları bir hikâye ve roman gibi okumaktan kaynaklanır.Anılarımız hayallerimizi yeşerten, yöneten ve yönlendiren işaret levhalarıdır. Eğer hayallerimizin yerini anılar almaya başlamışsa, o andan itibaren yalnızlığımız da başlamış demektir.İnsan anılarıyla birlikte yaşar. Anılardan kopuş insanın kendinden ve hayattan kopuşunun başlangıcıdır.
Anılar insanın en saf ve sadık arkadaşlarıdırlar. İnsan onlarla doğar, büyür ve nihayet onlarla birlikte ölür. Mezarlar sadece bir ölüler şehri değil, aynı zamanda anılarında gömüldüğü mekanlardır.
Selim İleri
– Hayatın İçinden Bir Kalem
1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu.
Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı.
1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi.
2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır.
Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.