Edebiyat ve Medeniyet

Karanlık Aydınlar ve Maskeli Balo

4 DK 10 OKUNMA

Batının; kültürünü, ahlakını, yaşamını ve felsefesini kendi medeniyet ve kültüründen, ahlak ve değerlerinden üstün gören kişiler yabancı kültürlerin esiri olup, onların kuklası olmaktan asla kurtulamazlar. 

Ateist, Komünist, Kapitalist, Faşist, Liberal, Kemalist olan ve Atatürkçülüğü çıkar, istismar ve kamuflaj olarak kullanan her kim varsa; batı emperyalizminin Türkiye uzantısıdır. Çünkü Kemalizm din, tarih, kültür, coğrafya, ahlak, aile ve toplumsal hayatımız ve düzenimizi batıya benzetmek için oynan maskeli bir tiyatrodur. Bunlar şimdiye kadar ülkemiz, milletimiz, devletimiz, medeniyet ve kültürümüz için değil yabancıların projeleri ve hesabına çalışmış batının ücretsiz köleleridir. Bunların kimisi cahil ve ahmak, kimisi hain ve ajan, kimisi de dönme veya yerli münafıktır.

Onlara göre Atatürkçülük, batının dümen suyunda düşünmek, konuşmak, karar vermek, hareket etmek, yaşamak ve yönetilmektir. Haçlı saldırılarından ve Osmanlıdan bu yana batının hiçbir düşünce ve davranışı ülkemiz, milletimiz ve devletimizin faydasına olmadığını, bilakis geçmiş ve geleceğimize düşmanlık yapmak, düşmanca bakmak, davranmak olduğunu kimse görmek ve hatırla/t/mak istemez. Bunlar aydınlanmak ve aydın olmak adına bir buçuk asırdır körebe oynayan karanlığın çocuklarıdır.

Batı, Endülüs gerçeğinden sonra İslam’ı ve Müslümanları, onun kültür ve medeniyetini kendisine düşman ve tehdit olarak görmüş ve bugün de aynı noktadır. Bundan da hiçbir zaman taviz vermemiştir.

Bu sözde aydınlarca batıcı olmak Atatürkçü olmakla eş değer kabul edilmektedir. Bu çarpık anlayış Türkiye’nin emperyalizme ve batıya karşı vereceği mücadelenin en başında gelen kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan farksız kronik bir sorundur.

Milletimiz Müslümandır. İslam dini, kültürü, tarihi, medeniyet ve ahlakından beslenerek büyük bir millet olmuş ve tarihte bu ruh, kimlik ve duruş ile birçok ulu devletler kurmuştur.  Batıcılık ve Kemalizm ise, bütün bu tarihi gerçekleri yok sayan ve kabul etmeyen, milletimiz ve devletimizin tarihini 1923 ile başlatma iddiası ve gayretinde olan devşirme bir batı kültürü ve ideolojisinin ürünü olarak, Müslüman Milletimizin ruhuna ve bünyesine ters düşen bir duruş, tarih ve pratik ortaya koymuştur.

Bu devşirme ideoloji bugün, bir asırdır bu milletin din, ahlak, kültür ve medeniyetine karşı verdiği batılı olma ve görünme mücadelesini kaybetmiştir. Ülkemizde batıcılık ve onun manevi evladı olan Kemalizm son kullanma tarihi geçmiş bir ideoloji ve anlayış olarak teneşir tahtasında yıkanıp kefenlenmeyi ve gömülmeyi bekleyen bir mevta gibidir. Millet olarak bizim din ve kültürümüzde cesedin ölümden sonra mumyalanması veya fazla bekletilmesi gibi bir gelenek yoktur. Bu durumda, öleni defnetmek o ülkedeki insanlarına farzı ayındır.

Ülkemizde batı emperyalizmine karşı verilmesi gereken mücadele önce; bir asırdır milleti avutan, aldatan, yalan ve yanlış yollara götüren, düşmanın oyunlarına getiren Kemalizm’in kokuşmuşluğundan kurtulmakla başlamalıdır. 

Türkiye’de devlet millet kaynaşmasının önündeki en büyük engel, darbe üstüne darbe yemesinin, siyasal ve ekonomik krizlerin, anti özgürlükçü ve tam bağımsız olmayan ceberut bir sistemin yıllarca devlete hâkim olmasındandır. 

Kemalizm’i tabu haline getiren düzen ve sistemin belirleyicileri devletin ve milletin yolu üzerindeki Deli Dumrul misali mankurtlaşmış diktatör yöneticilerdir. Bu ülkede Allah, peygamber, İslam ve İslam tarihine ait her şey özgürce tartışmaya açıktır. Kemalizm ve sözde laiklik olan dayatılanlara hala kimse okkalı bir laf söyleyemez olması, içinde yaşadığımız – özgürlük ve bağımsızlık açısından- düzenin kalitesini ve kalibresini belirlemektedir.

Bir ülkenin özgür ve bağımsız bir hukuk devleti olabilmesi için, o ülkedeki bütün tabuları ve yasakları özgürce tartışmaya açılması gerekmektedir. ‘’Onun veya bunun hakkında konuşamaz ve yazamazsın…’’ gibi Ortaçağ engizisyon mahkemelerini çağrıştıran bir anlayışın  olduğu bir sistem ve düzen evrensel hukuk, siyaset ve felsefe açısından ilkel bir ayrımcılıktır.  Milletin özgür iradesi devlet yönetimi, denetimi ve yasalarını belirlemeye kadar her şeye yön vermezse o ülke halen vesayet altında demektir. Bir avuç seçilmişin (!), seçkinin veya atanmışın bütün milletin inanç, ahlak, hayat sistemi, geleceği ve kaderine karar vermesi özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi değildir. 

’Türk aydını dediğimiz kişi, Batının Manevi ajanıdır.’’ (‘Atilla İlhan)  Atatürkçülük ve Kemalizm de bu aydınların kendilerini ve çıkarlarını kamuflaj olarak kullandıkları bir maskeden ibarettir.  Artık bu maske düşmeli veya düşürülmelidir. 

Türkiye’de Atatürkçülüğü konfor alanı, oportünizm (fırsatçılık) aracı olarak gören ve kullanan, ideolojik siyasî bir duruş sergileyen, Batılılaşma / laikleşme projesinin savunucu ve taşıyıcısı olan aktörler inkâr ve tuğyanın temsilcileri olarak yok olmaya mahkûmdur. Tekbirlerle fethedilen, şehit kanlarıyla sulanan, İslam kültüründen beslenen bu vatan topraklarında inkâr, sömürü ve emperyalizmin rüzgârına yer yoktur.

Batı kültürünün gönüllü acentesi gibi çalışan, düşünen, yazan çizen, nefes alıp veren seküler aydınlar, akademisyenler, siyasetçi ve Bürokratlar Batının manevi ajanları ve emperyalizmin uzantıları aydın denilen karanlık insanlardır.  

Ülkemiz bu aydın bozmaları ve bozguncularından arınmadıktan sonra asla kendisi olamaz. Ahlak ve maneviyatını, medeniyet ve kültürünü zamana ve mekâna hâkim kılamazsa; omurgalı bir duruş sergileyemez.

Milletimiz devleti ile tarihine yakışan bir devlet ve millet olmak istiyorsa; dönme ve döneklerden, ajanlardan, hainlerden ve yerli münafıkların her türü ve cinsinden mutlaka kurtulmak ve zorundadır.

Aksi takdirde bu ülkeyi yönetmeye talip olan siyasiler ve bürokratlar emperyalizm çekim alanına kapılmaktan, güç odaklarının kulu kölesi olmaktan kurtulamazlar.

Türkiye’nin en büyük sorunu batıyı kendilerine kıble edinen, Kemalizm adına batı patentli maskeli bir oyun oynayan kuklalar ve bu karanlık aydınlardır.


Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

– Hayatın İçinden Bir Kalem 1954 yılının Aralık ayında, Manisa’nın Ahmetli kazasına bağlı Tatar Ocağı (Ataköy) köyünde dünyaya gelen Arif Altunbaş, yedi kardeşin beşincisi olarak köyünün bereketli topraklarında büyüdü. İlk öğrenimini köy okulunda tamamladıktan sonra Uşak İmam Hatip Lisesi’nde orta ve lise eğitimini sürdürdü. Ardından Ankara Aydınlık Evler Lisesi fark derslerini vererek ikinci bir lise diploması kazandı. Gençlik yıllarında azmi, mücadeleci yaratılışı ve çalışkanlığıyla Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’ne girdi; 1974–1978 yılları arasında Yönetim ve Spor Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite yılları ve sonrasında, İslami gençlik hareketlerinin içinde aktif bir rol üstlendi. Milli Türk Talebe Birliği Spor Kolu Başkanlığı, Ankara Yeni Mahalle MTTTB Başkanlığı, Akıncılar Teşkilatı Genel Başkan Yardımcılığı ve Türkiye İmam Hatip Liseleri Mezunları Federasyonu Genel Başkanlığı gibi görevlerde bulundu. Bu dönemde kalemiyle de öne çıktı; Milli Gazete, Yeni Devir, Mavera, Edebiyat ve daha birçok dergide yazıları, makaleleri ve şiirleri yayımlandı. 1980 darbesi sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalan Altunbaş, 1986’da vatandaşlıktan çıkarıldı ve tam 25 yıl boyunca vatansız yaşadı. Bu yıllar boyunca Avrupa’da Müslüman gençlik çalışmalarına öncülük etti; arkadaşlarıyla birlikte Yorum Dergisi’ni çıkardı. Almanya’da Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Avrupa İslamcı Gençlik Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Avusturya’da öğretmenlik sınavını kazanarak Viyana’da sekiz yıl boyunca İslam Dini öğretmenliği yaptı. Aynı zamanda Pedagoji Akademisi, Doğu Dilleri ve Sosyoloji Fakültesi derslerine iştirak ederek akademik birikimini zenginleştirdi. 2009 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Altunbaş, 2013 yılından bu yana Haber7 sitesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazıları ve şiirleri Akıncılar Dergisi ile Edebiyat ve Medeniyet dergilerinde yayımlanmaktadır. Bugün Balıkesir’de yaşayan Arif Altunbaş’ın yayımlanmış beş kitabı ve üzerinde çalıştığı yeni eserleri vardır. Onun kalemi, , gençlik yılları ve hareketlerinin coşkusunu, sürgün yıllarının hüznünü İslami düşünce ve edebiyatın derinliklerini bir araya getirerek okurlarına hem şahsi bir yolculuk hem de toplumsal bir hafıza sunmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Fikrinizi belirtmek ve tartışmaya katılmak için giriş yapmalısınız.

İlginizi Çekebilir